Anasayfa
   Arama
   Yazarlar
Okay Gönensin
Selahattin Duman
Buket Uzuner
Aytekin Hatipoğlu
Müge İplikci
 
 
Kadınların yönettiği bir Latin kasabasında özgürlüğün tadı
“Kadının Adı Yok”un yazarı Duygu Asena bu kitabı okuyamadı.. Sağlığında yazılmış olsaydı bambaşka bir keyif alırdı... Eğer James Canon “Dullar Kasabasından Masallar” kitabını daha önce yazmış olsaydı Duygu Asena bu romandan bambaşka bir keyif alırdı.. Eminim dilinden de düşmezdi..

Selahattin Duman

Batı dünyasının ütopyası, Kolombiya’da adını bile bilmediğimiz bir dağ köyünde gerçek oluyor.. Hem de okumuş yazmış takımına teorik kitaplarda olmayan pek çok sonuç bırakarak.. James Canon’un dilinden anlatılan bu değişik kadınlar masalını çok sevdim.. Eminim başkaları da okuyunca çok sevecek..

Onlarca kitap geliyor her hafta.. Ayrıca oda komşum Buket Aşçı’nın makamına da “yanlamacı” kıvamında dadandığımdan bende olmayanı ondan tedarik ediyorum..
Bir kısmından haberi oluyor, bir kısmından olmuyor.. Kızın yüzüme karşı laf etmediği belli ki çeteleşme halimden yılmış, olayı gidişatına bırakmış..
“Dullar Kasabasından Masallar” adlı romanı ondan mı aldım yoksa bana gönderilenlerin arasından mı çıktı hatırlamıyorum..
Gönderdilerse iyi etmişler..
Çünkü uzun zamandır bu kadar güzel bir roman okumamıştım..
Romanın ikinci bir adı daha var.. Başlığın altına küçük puntolarla “Ve Erkekler Diyarı Tarihçesinden Notlar” diye iliştirmişler..
Roman Kolombiya’nın küçük bir kasabasında geçiyor.. Eni topu seksen, doksan haneli bir şey.. Adı da Mariquita.. İspanyolca da “uğur böceği” demekmiş..
Her şey hükümet güçleriyle çarpışan solcu gerillaların köyü basmasıyla başlıyor.. Erkekleri zorla kendilerine katılmaya çağırıyorlar.. (Tanıdık bir yöntem.)
Direnenleri vuruyorlar, direnmeyenleri götürüyorlar..
Sonunda kasaba kadınlara kalıyor.. Bir katolik papaz, üç beş tane de çocuklukla ergenlik arasında erkek..
HHH
James Canon, kadınların eline kalan kasabada kendiliğinden doğan bir “kadın yönetimini” ve bu yönetimin içinde yer alan figürleri; mizahi roman kahramanları Don Camillo ile Pepino’yu anlatır gibi renklendirmiş..
Sayfaları çevirdikçe 1950’li yılların komik sinema karakteri Fernandel’in filmlerinden plânlar çıkıyor karşımıza.. Yahut Aziz Nesin’in “Tatlı Betüş” romanındaki insanlar dilleniyor.. Bir yandan hiç tanımadığımız bir dünyaya pencere açıyor ki bu Kolombiya’nın; solcu gerillalar ile hükümet güçleri arasında kalan yoksul köyleri ve kasabalarıdır..
Öbür pencereden bakmasını bilenlerin gözlediği şey de Kolombiyalı sıradan köylü kadınların gizemli iç dünyasıdır..
MÜTHİŞ MALZEME..
Belediye hizmetlerinden asayişe kadar her şeyin kadınlarca yönetildiği kasabada gelişen bağımsız kadın kimliği sonunda işi çıplaklığa götürür.. Önce üstlerindeki başlarındaki çul çaputu atarlar..
Çırılçıplak dolanışları yöre insanlarının dilinde “Amazon kadınlar” efsanesini dolaştırır.. Bu konuşmalar kadınlar kasabasına saygıyla karışık bir korku duyulmasına sebep olur.. Sonra cinsellik girer ihtiyaç sıralamasına..
Önce “Hamile kalıp çoğalmayız..” fikrinden gidip, doğal (!) kaynak aranır..
Kasabanın tek papazı işi üstlenir.. “Allah rızası için..” bütün kadınları sıradan geçirdikten sonra onun da kısır olduğu anlaşılır..
Geriye kalan tek seçenek ergenlikten çıkmak üzere olan dört kardeştir.. Vaktiyle babaları gönüllü olarak gerillalara katılmış kardeşlerin isimleri de çağdaş efsanelerden alınmadır..
Ho Şi Minh, Fidel, Vietnam ve Che..
Görevleri kadınlarla yatmaktır.. Ancak.. Lafı burada kesmeli ki romanın sürprizleri kaybolmasın..
Devamında kadın kadına evlenmenin yasallaşması ve yıllar sonra kasabaya ulaşan tek erkek olan Amerikalı bir gazetecinin, kasabada kadın kılığında yaşayan ve bu görünümdeki tek giyinik kişi olan eşcinsel bir oğlanın elinde kalması var..
Buraları da atlıyoruz..
Çenemin düşmesinden anlayacağınız gibi bir başlandı mı elden bırakılması mümkün olmayan kitaplardan..
HHH
Yazarı James Canon, kurguyu fazla zorlamadan su gibi akıp giden romanında Latin Amerika’yı hâlâ etkisi altında tutan sol hareketlerden hükümet politikalarına kadar pek çok şeyi mercek altına alıyor..
Siyasal, ideolojik ve dini göndermeler; roman karakterlerinin dilinden repliklerle dökülüyor..
Hollywood’tan umutlu değilim ama “bağımsız sinemacılar” dediğimiz kuşak bu kitabı fark ettiyse bu malzemeden çok keyifli bir film çıkaracaktır..
Siz filmi beklemeden, kitabı elinize alın ve keyfini çıkarın..


Farklı türden bir kadın romancı Esmahan Aykol ve “Savrulanlar”
Son yıllarda kendimizi tarihti, edebiyattı, hatırattı derken fazlaca kaptırmışız galiba.. Roman eski bir eğlencemiz, eski bir alışkanlığımız olarak kalmış..
Bereket “Dullar Kasabasından Masallar” romanıyla bir dönüş yaptık, bu arada elimize başka bir kitap geçti.. Esmahan Aykol’un “Savrulanlar” adlı son romanı..
Ayıp değil ya! Kadın yazarlara karşı, pek sık itiraf etmediğim bir ön yargım vardır.. Ya okuduklarım yüzünden sıtkım sıyrıldı ya da elime geçenler hep kötülerindendi..
O yüzdendir yakından tanıyanlar ağzımdan “Sevgi Soysal’dan beri doğru dürüst birini okumadık..” cümlesinin çıktığına tanık olmuşlardır.. Esmahan Aykol’un “Savrulanlar” romanını okuduktan sonra “resmi anlamda” geri adım atıyorum ve “kadın yazarlar politikamı” yeniden gözden geçirme sözü veriyorum.. (Cümlenin ağırlığı beni bile etkiledi.. Aynada kendimi görsem neredeyse önümü ilikleyeceğim..)
Nesini mi sevdim bu romanın..
Önce dilini..
Sade, akıcı.. Kelime oyunlarına gerek duymayışını..
Özellikle de kadın üzerine yazıp “aşkın sorgu hakimliğini” yapan erkek cinsinden yeni yetme yazarlar gibi yapmamasını..
Beyin hücrelerinde tahribat yapan cümlelerle roman yazanları kastediyorum..
Hani “Yağmur yağıyordu. Sen yoktun.. Şemsiyem ters döndü..” türünden cümle saydıranları kastediyorum.. (Allah cümlesini ıslah etsin..)
HHH
Esmahan Aykol’un ayrıca sağlam bir tekniği ve Türkçe’ye hakim olduğunu gösteren bir gramer bilgisi de var..
Nobelli yazar Orhan Pamuk gibi noktalama işaretlerine tavuk yemi muamelesi yapmıyor..
Hepsinden önemlisi kâğıda dökebildiği çok yüksek gözlem yeteneği ve anlatacak çok sıkı hikâyesi var..
Okurken anlıyorsunuz ki hem espirili hem de bilgili.. Yeni kuşaktan yazarlar gibi yalnız Google’dan beslenmiyor.. Geçmişle ilintisi var, biriktirdikleri var..
Cümle içinde küçücük bir ayrıntı yakaladığınızda “Aaa! Bundan da haberi var..” dedirtiyor okuyana..
Üç tane de polisiye romanı varmış.. Bunlardan “Kitapçı Dükkanı”nı bulup aldım.. Polisiye roman gibi farklı bir türde nasıl kalem gezdirdiğini merak ediyorum..
Esmahan Aykol’un elimdeki romanı “Savrulanlar”a bayıldım.. Yazarı yakın takibe aldım..


20.01.2009
Haber: SELAHATTİN DUMAN
 OKUYUCU YORUMLARI  Yorum Yapmak İçin Tıklayınız 
 

Yazarın Eski Yazıları

 

 

Gazetevatan.com Portalları bizeulasin@gazetevatan.com | Vatan Fax: 0212 2660786
-Foto Galeri
-Video
-Mailbox
-Otostop
-Sinema
-Astroloji
-Hava Durumu
-Oyun Parkı
-Bulmaca
-Net Tribün
-Vatan İddaa
-Şöhret Avcısı
-Tipin miyim?
-Şirin miyim?
-Yarışsana
-Blog
-Gündem
-Siyaset
-Dünya
-Ekonomi
-Yaşam
-Spor
-Magazin
-Medya
-Yazarlar
-Foto Belgesel
-Garip ama gerçek
-Sağlık
-Teknoloji
-Emlak
-Otomobil
-Karikatür
-Bugünkü Vatan
-Tüm manşetler
-Yazarlar
-Şehir Rehberi
-Bizim Kahve
-Pazar Vatan
-Promosyon
-Künye
-Fortune
-Madame Figaro
-inStyle
-Boxer
-tekBORSA
-VDG