|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
Arzunun Şu Karanlık Nesnesi |
 |
"Mutlu Aşk Yoktur" şiirinin esin perisi Elsa Triolet ile Fransız şair Louis Aragon"un arzunun karanlık sınırlarındaki dansı, gelmiş geçmiş en güzel aşk şiirlerini yarattı.
Rana Yalvaç
"Çeviri kadın gibidir. Güzeli sadık, sadık olanı güzel olmaz" derler. Fransızca şiir tercümeleriyle tanınan felsefeci Hüseyin Demirhan ise kendi deyimiyle "Hem güzel, hem de sadık" olanın peşine düşmüş ve Aragon"un 1942 baskılı "Elsa"nın Gözleri" şiir kitabının tamamını ilk kez dilimize çeviren kişi olmuştu. Ancak yıllar süren bir çabayla çeviriyi bitirse de bir türlü tamamladığını hissedemeyen Demirhan"ın Antalya"daki bir huzur evinde vefatının ardından, dostlarının ve Kırmızı Yayınları"nın "kurtarma operasyonu" ile geçtiğimiz günlerde çeviri piyasaya sürüldü. Şimdiden geniş bir şiir külliyatı oluşturma yolundaki yayınevinin üçüncü Aragon kitabında, şiirlerin Fransızca orijinallerinin de yer alması, yayınevinin bu yöndeki olumlu eleştirilere kulak verdiğinin bir göstergesi.
Ülkemizin Frankofon olmayan şiir meraklıları, "Elsa"nın Gözleri"yle ilk kez bir Orhan Veli"nin kısmî bir tercümesi sayesinde tanışmışlardı. Hayatının bir döneminde Fransız sürrealist şairlerden arka arkaya çeviriler yapan Orhan Veli, o doğrudan, süssüz ve çapkın edasıyla "Elsa"nın Gözleri" şiirini güzel bir kadın gibi belinden sarmayı başarmıştı. Hüseyin Demirhan"ın, ilk kez tamamını dilimize kazandırdığı bu şiire yaklaşımı ise daha edepli; adeta saygı duyduğu bir kadın gibi, ona haksızlık etmek istemiyor, kimyasını fazla kurcalamıyor. Haliyle, benim gönlüm ilk versiyondan yana.
Fakat Walter Benjamin"e kulak verirsek, her çevirinin orijinal şiirde gizli potansiyelin bir kısmını daha açığa çıkardığını görebiliriz. Hatta Benjamin, orijinal şiir ile başka dildeki versiyonları arasında bir ayrım yapmayı dahi fuzuli bulmuş ve bunların tümünü, o şiirin yaratım sürecinin bir devamı olarak görmüş. Evet, bu açıdan bakarsak, "Elsa"nın Gözleri"nin daha kimbilir kaç kere bizim dilimizde göz kırpacağını merak edebilir, hatta bir sonraki tercümesini heyecanla bekleyebiliriz. Kırmızı Yayınları"nın Aşk Şiirleri serisinden çıkan Aragon kitabında yer alan tam dört farklı "Mutlu Aşk Yoktur" versiyonunu okuyun; ne demek istediğimi anlayacaksınız ve aynı şiirin farklı versiyonlarının, ışığı bambaşka şekillerde kıran kristal heykeller gibi parıldadığını göreceksiniz.
Elsa Triolet"nin, ünlü şair Louis Aragon"un hayatındaki yerini anlamak için, belki de sürrealist harekete daha yakından bakmak gerek. Her ne kadar sürrealizm, günümüzde daha çok plastik sanatlardaki ifade biçimleri ve Dali"nin en yakası açılmadık rüyalardan fırlamış gibi duran tablolarıyla anımsansa da, aslında bir fikir ve edebiyat hareketi olarak doğmuştu. Hareketin 1920"lerde sahneye çıktığı yer olan Paris, dev bulvarlar ve meydanlarla bölünüp askeri nizamlı bir kente dönüştürülmeden önceki kaotik günlerinden hâlâ bazı izler taşıyordu.
Andre Breton etrafında bir araya gelen bir grup şair ve yazar; psikanaliz, felsefe ve politikada yerleşmiş her şeye topyekün bir savaş açar ve yeni yazım teknikleri üzerinde uğraşırken; bir yandan da özgür seksin sınırlarında geziniyor, kendi aralarında bile eş değiştirmekten gocunmuyorlardı (örneğin şair Paul Eluard"ın ilk eşi Gala, daha sonra Max Ernst ile birlikte olacak, ardından Dali"ye doğru sıçrayacaktı). Kadınların hareketteki rolü ise "ilham perisi" olmakla sınırlı gibi görünüyordu. Giysilerini çıkarıp sürrealist ressamlara modellik yaptılar, onlar için sayısız şiirler yazıldı ve Louis Bunuel"in 1970"lerdeki son filminin isminden alıntılarsak, hep "Arzunun Şu Karanlık Nesnesi" olarak kaldılar.
Elsa Triolet"nin de Aragon için, kovaladıkça kaçan ateşböceği misali, hep bir yanıyla karanlıkta kaldığı söylenebilir; yoksa bir aşk nasıl 40 yıla dayanabilir? Paris"teki sürrealist çevreye ani bir dalış yapan Elsa Triolet, Moskova doğumluydu. Genç bir kızken şair Mayakovski"den derinlemesine etkilenmiş ve ilk fikirleri onunla şekillenmişti. Fakat talihsizlik eseri Mayakovski gönlünü Elsa"nın kızkardeşi Lili Brik"e kaptırınca, Fransız bir subayla evlenip adeta gönüllü sürgüne çıkan Elsa, kendini önce birkaç yıllığına Tahiti"de, ardından da 1920"lerin hareketli Paris"inde buldu. 1928"de, Montparnasse"ta Aragon ile tanıştılar ve ondan sonra ayrılmadılar.
Paul Éluard ve André Breton"la birlikte sürrealist hareketin en parlak üyelerinden olan Aragon, aradığı politik açılımı, dönemin en devrimci fikirleriyle fokur fokur kaynayan bir kazandan farksız Rusya"dan gelen Elsa"da bulmuştu. Komünist partiye üye olmakta gecikmedi. İkili, daha sonra Nazi karşıtı hareketin teşkilatlanmasında da öncü rol oynayarak, Fransız Direniş"inin sembollerinden biri haline geldi. Her ne kadar biz onu Aragon"un şiirinde ölümsüzleşen, yağmur sonrası bulanan yeşil suları andıran güzel gözleriyle tanısak da, Elsa aynı zamanda yetenekli bir yazardı. Mayakovski"nin şiirlerini Fransızca"ya ilk çeviren o olmuştu. 1920"lerin başında eşiyle bir süre yaşadığı Tahiti"den, en büyük hayranlarından biri olan Viktor Shlovsky"e yazdığı mektuplar, daha sonra Maxim Gorky tarafından beğenilince Rusça bir kitaba dönüşmüş. Savaş sona ermek üzereyken, 1944"te "Le Premier Accroc Coûte Deux Cents Francs" adlı öykü kitabıyla Fransa"nın prestijli edebiyat ödülü Le Prix Goncourt"u kazanan ilk kadın yazar olan Elsa"nın, dilimize çevrilmiş bazı eserleri de bulunuyor.
Aragon"la tanışmalarından önce, Elsa"nın aşka inanmayan, ilgi "oburu" bir karaktere dönüştüğünü söylemek mümkün. O dönemde önde gelen hayranlarından biri olan Rus eleştirmen Viktor Shlovsky ile ilişkileri buna iyi bir örnek. "Bana artık aşktan bahsetme!" dediği için, ona Donkişot"tan, Berlin"deki selden, alışverişe çıkan bir kadından, çatalın nasıl tutulacağından, Einstein"dan söz eden harikulade aşk mektupları yazan Viktor Shlovsky ve diğer hayranları hakkında, kızkardeşi Lili Brik"e bir mektubunda şöyle diyor: "Hâlâ bana aşık olan ve bundan vazgeçmeye hiç niyeti yokmuş gibi görünen üç erkek var. Üçüncüsü (Shklovsky) bana adeta yapıştı. Öyle ki, artık onu günlük hayatımın dekorunun en ilginç parçası gibi görünmeye başladı… Bana her gün bir veya iki mektup yazıyor, bunları kendi eliyle getiriyor ve dizimin dibine oturup okumamı bekliyor. İlki bana çiçekler gönderiyor, fakat bu arada gittikçe melankolikleşiyor. İkincisi ise bütün dertlerimle bana kucak açacağını söylüyor. Bu, içlerinde en soğukkanlı ve kurnaz olanı."
Elsa"nın 1970"teki ölümünden sonra da Aragon, eşinin çekmecelerini boşaltıp düzenlerken, üzerinde yakın ve uzak çevrelerinden erkek isimlerinin bulunduğu ve Elsa"nın sevgilileri olduğunu düşündüğü bir liste bulmuştu. Kimilerine göre bu, gerçekten de mutlu aşk diye bir şey olmadığının kanıtı; bana göreyse Aragon zaten Elsa"nın ruhunda ve bedeninde, hayatı sevmek için iyi bir neden bulmuştu. Veya nedenlerin en güzelini… O yüzden, sadakat meselesini bir kenara bırakıp, dilerseniz Aragon"un aynasından Elsa"nın güzelliğini seyre devam edelim:
"Bir gün bu dizeler Elsa dillerinde dolaşacak insanların O insanlar ki bu çağın o garip acısını duymayacaklar Uyandıracak dizelerim heyecan dolu gençleri Öğretmek için onlara aşk denilen ateşi Öğretecek zamanın aşkı galebe çalmasının mümkün olmadığını Ve eninde sonunda aşkla yaşamın birliğini Aşklar vardır zaten bir asma gibi meyveye durur Ve damar mavi kaldıkça akar içinden üzüm şarabı
Bir gün bu dizeler Elsa daha ne ekleyeyim ki Okuyunca onları bizden sonraki insanlar diyecekler ki Kollarım yeterince güçlüymüş dizlerine sarılmak için Güvenme bana yine de kısa sürer sarılmalar kucaklaşmalar Biliyorsun bir sebep aramaz gül açmak için Çünkü bilecekler ki bir gün bu dizeler Elsa Adın koparılıp atılamaz bu evrenden Ve senin heykelini yapacaklar etten sözcüklerle" (Bir Gün Bu Dizeler Elsa şiirinden; Elsa, Kırmızı Yayınları, 2007)
KUTULAR: HÜSEYİN DEMİRHAN KİMDİR? Elsa"nın Gözleri şiiri ile Aregon"un aynı adlı kitabının tamamını Türkçe"ye ilk kez kazandıran, 1927 Eğirdir doğumlu Demirhan, Cahit Külebi ile Cavit Orhan Tütengil"den edebiyat ve felsefe dersleri aldığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü"nü bitirdi 1950"de tamamladı. Felsefe öğretmenliği, Turizm ve Tanıtma Bakanlığında Fransızca çevirmenliği, Atina"da bir süre Basın Ateşeliği yapan şair, TRT"den emekli oldu. Platon"dan yaptığı "Devlet" çevirisiyle 1974"te Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü"nü aldı.
TÜRKÇE"DE ELSA TRİOLET Elsa Triolet, 1944"te Fransız edebiyatının en önemli ödülü Le Prix Goncourt"u kazanmasına rağmen, "Ben yazar değilim, sadece mutsuzluğunu anlatan mutsuz bir kadınım" derdi. Dilimize çevrilenleri -"Değinmeler", "Gün Doğarken Bülbül Susar", "Beyaz At", "Mahrem Yazılar" okuyup karar vermek size kalmış. |
06.11.2009
|
| |
| |
|
|
Diğer Başıklar
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
|