Tam 8 Oscar ödülü aldı... En iyi film, en iyi yönetmen ödülleri ona gitti... 13 dalda Oscar’a aday gösterilen Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi isimli filmini solladı geçti... Hollywood’a yoksulluğuyla, mafyasıyla, terörüyle, rüşvetiyle, danslarıyla, kültürüyle, insanıyla ve gecekondusuyla, Hindistan’ın damgasını vurdu... Hint toplumunun gerçeği, Gandi’nin kişisel karizmasının yarattığı etkiden bu yana dünyaya hiç bu kadar üst düzeyde, bu derece kitlesel ölçütte, anlatılmamıştı... Kırmızı halıların serildiği, Beyaz Amerika’nın en elit temsilcilerinin yer aldığı yüz milyonlarca dolarlık gecenin ana konuğu; Varoş Milyoner’di... Slumdog Milyoner filmi Amerika’ya ve dünyaya, hayatın sadece Broadway’ın ışıklı tiyatrolarından, 5. Cadde’nin muhteşem şıklıkta ve pahalılıktaki dükkanlarından ibaret olmadığını anlatıyordu...
Kim Milyoner Olmak İster’in dışında yoksulluk vardı
Dünyada yoksulluk vardı... Dışardaki dünyada, ezilenler, ezildikleri için mafyanın kucağına düşenler, rüşvete, kadın satıcılığına yeltenenler, öldürülenler, öldürenler, foseptik çukurunda b.k’a bulananlar, dayak yiyen çocuklar, satılmayı bekleyen bakire kızlar ve rezil bir hayat vardı... Varoş milyoner, Kim Milyoner Olmak İster yarışmasının çekiciliğinde, bir yarışmacının hayatında, Hindistan’ı ve onun tarihsel gelişimini muhteşem bir sinematografiyle anlatıyor... Varoş bir Hintli gencin, yarışmaya katılma öyküsünü, aşkının peşinden gitme hikayesini, naif sevgisini ve aşkını, mafyanın, kadın satıcılarının, çocuk pazarlamacılarının, rüşvetçilerin, pis ve kirli işlerin sokak aralarındaki temsilcilerinin dünyasındaki acımasızlığını yaşatıyor... Hindistan’ın sefil yoksulluklarının ortamında, Kim Milyoner Olmak İster yarışmasının sanal heyecanlar ve kahramanlar yaratan ikliminde, yaşanıyor bu öykü...
İki kardeşin serüveni
İki kardeşin acı tatlı giden bir formatla süren hayat mücadelesi Hindistan’ın kendi gelişim serüvenini de anlatıyor... Jamal’in başından geçenler bir bakıma Hindistan’ın başına gelenlerle fakirliğin, din ayrımcılığının, terörün ve mafyanın yeraltından çıkarak nasıl modern Hindistan’ın kurucuları arasında yer aldığının da öyküsü... Eleştirmenler filmin 1700 İngiliz pounduna oynatılan erkek çocuk karakteriyle 500 pounda oynayan kadın çocuk karakterinin harikalar yarattığını söylüyorlar... Çocuk oyuncular filmden çekilip, kahramanlar büyüyünce filmin aynı zengin etkiyibırakmadığını belirtiyorlar... Katılmıyorum... Çocuk oyuncular mükemmel... Ama film ikinci yarıda da tempo kaybetmiyor aksine, öykü gittikçe güzelleşiyor, anlamlanıyor, hayatla ilgili sorulara cevap arıyor...
Artık ezilenlerin sesine çevriliyor projektörler
Yine eleştirmenlere göre rafine edilmiş sofistike bir Hint filmidir Slumdog Milyoner ve melodramlarda kullanılan aşk mottolarının, son dakika kurtuluşlar, son dakika kavuşmalar, şansın yardım ettiği delikanlı karakterlerle Hint film endüstrisi Bollywood’un Hollywood’u ele geçirmesidir... Gerçek şu ki, Denzel Washington’un Halle Berry’nin aldığı Oscar’lar, Obama’nın Amerikan Başkanlığı’nı tetiklemişti... Şimdi siyahi Obama’nın Amerikan Başkanlığı, Amerika’nın, milyarlarca dolarlık film endüstrisinin, dünyada milyarlarca insanın algılama biçimlerini değiştirmeye başlıyor... Artık “mükemmel insan portresi” değişiyor Amerika’da ve dünyada... Artık sadece kendine daha fazla milyon dolarlar yapmak isteyen, sporunu yapan, fit vücuda sahip, bol bol deniz ürünleri ve salata yiyen, stresten uzak yaşayıp, kendisi için daha fazlasını isteyen tip değil, Amerika’nın yeni mükemmel insan örneği...
Değişen hayat ve 8 Oscar’lı filmin size verecekleri
Artık hayatın gerçeğinde, evrenin güzelliklerinden, imkanlarından, rahatından, huzurundun, medeniyetinden, barışından, estetiğinden, kültüründen nasibini alamayanlara “bir katkı sağlayanlar mükemmel insan portresine” girmektedirler Yeni Dünya’da... Değer yargıları değişiyor artık... Oscar’ı almak için 100 milyon doların çok üzerinde bir bütçeyle çekilen Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi değil Oscar’ı alan... Onda birden bile az bütçeyle çekilen hepsi hepsi 15 milyon dolarlık Slumdog Milyoner’dir en iyi film Oscar’ını, en iyi yönetmen Oscar’ıyla birlikte alan... Çok yabancılık çekmeyeceğiniz filme mutlaka gidin... Mükemmellik artık, dünanın açılmamış kapılarını, kültürlerini açarak oralara katkı sağlamaktan geçiyor...
Hintliler de Türkler gibi
En komiği de şu ki... Birçok Hintli Varoş milyoneri isimli filmi sevmemiş ve “Hindistan’ı fakir gösterdiğini” söyleyerek protesto etmiş... Ne kadar bildik bir tepki... Yıllar yılı Yılmaz Güney’in Yol filmini, Endişe filmini, Arkadaş filmini de o bildik çevreler “Türkiye’yi yoksul ve kötü gösteriyor” diye eleştirmişler ve aleyhine kampanyalar düzenlemişlerdi... Hayatın artık yoksulların ve ezilmişlerin sesini dinlemeye başlaması güzel bir gelişme... Hayat mükemmellerin snobizmini değil, ezilenlerin naif sesini dinlemeye başladı sanki... Şimdi 1997’de, Oscar alan İtalyan filminin ismini hatırlamanın tam zamanıdır.... La Vita e Bella... Hayat güzeldir...
Biseksüel lezbiyen modası...
Amerikan dizi ve film endüstrisinde son yıllardaki en önemli artış biseksüel lezbiyen kadın karakterlerin belirgin biçimde öne çıkışıdır... Amerikan televizyonlarının en popüler dizileri House, Grace, Sex and the City’de ünlü kadın oyuncular, “erkeklerle veya kocalarıyla ilişkinin arasına hemcinsleri bir kadınla ilişkiyi de sıkıştıran” rollerde oynuyorlar... Amerikan dizi ve film endüstrisi, erkeklerle ilişkilerin arasına hemcinsi kadınlarla kısa bir birliktelik yaşayan biseksüel lezbiyen karakterlerle dolup taşıyor...
En son o çok sevdiğiniz, Javier’in yakışıklılığından Penelope’un ve Scarlett’in güzelliğinden Barcelona’ya gitmeye karar verdiğiniz Vicky Christina Barcelona filmini hatırlayın... Penelope Cruz’a en iyi yardımcı kadın Oscar’ı getiren bu filmin en belli başlı teması Penelope Cruz’la Scarlett Johansson arasındaki biseksüel lezbiyen kadın ilişkisi değil miydi?.. Amerikan sineması, kadınların erkeklerle ilişkilerinde sıkıldıklarında ve sorunlarla boğuşmaya başladıklarında, hemcinsleri kadınlarla kısa süreli bir nefes alma ilişkisi yaşama temasını işlemeye başladı... Megapol dünyalardaki kadın hayatlarını yakından okuyanlar ve anlayanlar için sürpriz bir durum değil bu... Onlar biseksüel lezbiyenliğin, metropollerde, tahmin edildiğinden çok daha yaygın olduğunun farkındalar... Hayat ne kadar hızla değişiyor... Değer yargıları, kültürler, cinsel ve aşki ilişkiler ne kadar farklı yönlere çevriliyor... İki kadın ve bir erkek arasında aynı evde yaşanan üçlü aşk hikayesi 2009 Oscar’larından birini alan filmde neredeyse kutsanıyor... Elli yıl sonra 2059 Oscar’ında “aşk kalacak mı acaba” kim bilir?.. Ben 100 yaşında olurum... Yani olmam... Siz bakarsınız bir çaresine artık...
|