Siyaset, sağlık, ekonomide olduğu gibi sportif alanda da saüren olumsuzluklara kayıtsız kalma adına, kendimle didişip duruyorum...
“Sana ne topun yuvarlak oluşundan, çimlerden, kale direklerinden!.. Sana ne hocadan, topçudan, çakma taraftardan...”
Ama olmuyor, darlanıyorum!
***
Bi’kere “Has Trabzonsporlu” olarak nam salmışız. O yüzdendir ki peşrevi o cenahtan çekeceğiz!
Topçu taburunun halleri malum, “iki ileri bir geri” seyirtip duruyorlar. Bir bakıyorsunuz oynanan horon müthiş, bir bakıyorsunuz nanay!
Meşrebi bozuk taraftar da muhalifler de aynı. İyi günde “dik” horon, kötü günde “ayarsız” horon.
Sonuç?.. O da aynı. Sadri Başkan’a ve Broos Hoca’ya “istifa” naralanmaları. Dahası “yolcu” yolunda gerek, barhana hemen toplamalı!
E, gitmesi gerekenler belli olur da gelmesi gerekenler belli olmaz mı? Anında görüntü tabii ki!
Neyse... Ben de eğrisi doğrusuna denk gelirse ipi ancak göğüsleyeceğimizi düşünüyorum. Ama umutsuz yaşanmaz ki!
Var mı atı alıp Üsküdar’ı geçen? Öyleyse, sabır zaafiyetine düşmeden ‘en azından’ ilk yarının noktalanmasını beklemek gerekmez mi?
Unutmayalım... Çeyrek asırdır sahnelenen “hoplama zıplama”lar sonucu uygulanan “gel-git”lerin getirisi, parmakla sayılabilecek kadardır.
(..........)
İstanbul’un “Duka Beyleri”nden Beşiktaş ve G. Saray da aynı hallerde.
Yıldırım Demirören aleyhine koparılan yaygara diz boyu. Yanısıra Mustafa Hoca’ya da...
Var mı tası tarağı toplayan?
Demirören Başkan, işin çivisinin çıktığını vurguluyor ve “ayarsız protesto”nun önlenmesi için herkese çağrı yapmıyor mu?
Denizli “Türk futboluna damgasını vurmuş bir adamım, skor beni etkilemez...” demiyor mu?
Bir iki yol kazası yaptı diye “Go Home”a layık görülen Rijkaard ülkesine döndü mü. Adnan Polat bıraktı mı?
Bakın, eleştiri yapılmasın demiyorum. Yönetenlerin, teknik heyetin ve dahi topçuların “yan gelip yatmasını” isteyen de yok. Ama insaf denen bir haslet var, değil mi!
Başarısızlık sürekli olduğunda “Nereye payidar, nereye?” dersin. Demen de gerekmez, onlar kendilerini soyutlar zaten.
Ama yok, ortalığı toza dumana katma sevdasında direnirsen, o zaman da adama “olmuyor payidar, olmuyor” derler.
Yapmayın beyler... Keramete kıç attırmanın manası yok!
***
Oyuncuları es geçmek olmaz tabii ki! İzliyorum kimi futbolcu arkadaşları, üzülüyorum hallerine. Örneğin, kendisini “haybeden” yere atanlar.
Faul yaptığı halde, yapmadığını ıspatlamak için hakeme yüklenenler. Hafif bir faul yapıldığında rakibe el kol hareketleri çekip üzerine yürümeler.
Vesaire vesaire....
Sonra düşünüyorum, “meşrebi bozuk bir futbolcunun” takımına sağlayacağı faydanın ne olabileceğini!
Yapmayın çocuklar... Futbolcunun görevi öncelikle “örnek” olmak ve doksan dakika sahada kalabilmeyi başarmaktır. En güzeli de tribünlerden “alkış” almaktır. |