Engin Gül 18 yıl öncesine kadar her günü çok yoğun olan bir işadamıydı. Ama bir gün İstanbul’dan sıkıldı ve teknede yaşama kararı aldı. İşini bıraktı, evini sattı ve elleriyle bir tekne yaptı. Artık Engin Bey’in yeni adresi Bodrum Marina’ydı... Şu anda yelken hocalığı yapan Gül’ün öğrencilerinden birçoğu da teknede yaşıyor
TUĞRUL TUNALIGİL
Engin Gül... Bodrum Marina’da bilenen ismiyle “Engin Hoca”... Doğma büyüme Büyükadalı. Tam bir deniz aşığı. Bir gün “İstanbul’da artık deniz kalmadı” diyerek herkesin cesaret edemeyeceği bir karar aldı. Önce patronu olduğu işinden istifa etti, ardından İstanbul’daki evini sattı. Ve Kalamış limanından sessiz sedasız Ege Denizi’ne açıldı... 18 yılı aşkın bir süredir yaz-kış demeden tek başına “teknede” yaşıyor. Hem de bir gün olsun hayatının büyük bölümünü geçirdiği İstanbul’a geri dönme ihtiyacını hissetmeden... Tabii ki senenin 365 günü de aynı keyifle geçmiyor. Zaman zaman fırtına da oluyor, başka sıkıntılar da... Fakat denizde yaşam, Engin Hoca’ya ev yaşantısından çok daha cazip geliyor. Çünkü denizin ve doğanın parçası olmayı seviyor. Hafta sonları kendini dağlara vurup “trekking”e gittiği, 2-3 gece dağlarda kaldığı da oluyor. Gül, “Arkadaşlarımın büyük bir bölümü, teknede yaşamı ‘eğlence’ olarak algılıyor. Ben ise, bir yaşam biçimi olarak görüyorum” diyor. Büyükada’da doğduğu ve büyüdüğü için hayatının bir köşesinde zaten hep denizin olduğunu belirten Gül, bu yüzden “motosiklet ve araba kültürü” olmadığını da söylüyor.
u Teknesini bahçesinde yaptı Gerçekten de Büyükada’daki günlerini bisiklete, ata binerek; tekneyle balığa çıkarak geçirmiş. Hayat telaşesi bu ya, işine adadan gelip gitmek zor olduğu için bir gün Bostancı’ya taşınmış. Uzun yıllar elektronik sanaayinde faaliyet gösteren bir firmayı yönetmiş. 1984 yılından beri de emekliliğini geçireceği günlerin planını yapmaya başlamış: “Hesaplarıma göre, 1990 senesinde emekliliğe hak kazanıyordum. Eskiden ata biner, kayak ve dalış yapardım. Bir gün ‘Neden yelken hobim de olmasın?’ dedim. Ama 84’lerde yelkenli tekneler pahalıydı. Hem de bu kadar alternatif yoktu. Dedim ki, bari oturup teknemi kendim yapayım. 5 seneyi iş bölümüne ayırdım. Aldığım karara göre tekneyi bitirir bitirmez, 1990 senesinde istifamı verip her şeyi geride bırakacaktım.” Engin Gül, Bostancı’daki evinin bahçesinde kendi teknesini inşaa etmeye başlamış. Gül, tekneyi inşa edişini şöyle anlatıyor: “El becerim zaten vardı. Şirkette araştırma-geliştirme laboratuvarında bilgiye ulaşma uzmanıydım. Bizim sokakta benim gibi bir kişi daha vardı. Ama o başarılı olup teknesini bitiremedi. Başka bir arkadaşım ise teknesini Suadiye’deki evinin bahçesinde yaptı. O da şu an benim gibi denizde yaşıyor. Ben de herhalde oradaki kişilere örnek oldum. ‘Bahçede tekne nasıl yapılır’ diyenlere çok rastlardım. Aslında bu ‘polyester’ tekneleri yapmak, ahşap tekne yapmaktan çok daha kolay. Malzemeyi hazırlıyorsunuz, cam elyaflarını üst üste koyup bir kalıbın içerisinde fırçayla yapıştırıyorsunuz. Sonunda bir kabuk çıkıyor. Daha sonra da ahşap işçiliği yapılıyor.” 1990 yılının Eylül ayında tekneyi bitirmiş Engin Hoca... Veda vakti gelip çattığında bütün akrabaları ve yakın dostları gitmemesi için onu vazgeçirmeye çalışmış. Kurulu düzenini ve iyi bir işi bırakmasına razı olmamışlar başlangıçta. Ne var ki, Engin Hoca kararını çoktan vermiş: “Ben aldığım bu karardan aradan 18 sene geçtikten sonra bile bir gün pişmanlık duymadım. Önemli olan insanın bir karar alırken sonuçlarını iyi hesaplayabilmesi. Ben son kararı vermeden önce 15-20 gün kadar ‘Acaba yapabilir miyim?’ diye düşündüm. Bazılarına denizde yaşam çok ‘hoş’ geliyor. Tekneyi alıyor ama niçin aldığını bilmiyor. Evinizi satıyorsunuz, işinizden istifa ediyorsunuz, yeni bir hayata başlıyorsunuz. Ama bu hayata uyum sağlayamama ihtimaliniz de var. Çoğu kişi sonradan sükut-u hayale uğruyor. Çoğu zaman geri dönüşleri de olamıyor” diyor. Engin Hoca, Bodrum’un İstanbul’dan farkını şöyle anlatıyor: “Bence İstanbul’da deniz yok. Marinadan çıktığınızda nereye gideceksiniz? Zaten Boğaz’da tekne bağlayacak bir yer yok. Ancak günü birlik bir gezinti yapabilirsiniz. İnsanlar teknelerini sadece yaz aylarında veya hafta sonu kullanıyor. Ama Bodrum’dakiler tıpkı ‘ev gibi’ denizde yaşıyor.”
u Bir ev parasına tekne var Gül, kendi yaptığı ilk teknesi Cygnus’u buzdolabındaki teknik bir arızadan çıkan yangında kaybetmiş. Sonra şu anda kullandığı “Nil” adlı tekneyi satın almış. Nil, 11 metre boyunda, 3 metre eninde bir yelkenli. Bu teknede yaşamanın bedeli ise bir evin günlük masrafıyla hemen hemen aynı: “Bir ev parasına tekne alabilirsiniz. Eve de şofben alıyorsunuz veya 3-5 yıl sonra oturma grubunun minderlerini değiştiriyorsunuz. Teknede ise, sıhhi tesisatta bir sorun çıkarsa onu tamir ediyorsunuz. Apartmanların da aidatları var. Karşılaştırırsanız burada da marina parası, tekne bağlama parası, tamirat, bakım parası gibi giderler var.” Engin Gül, hiç evlenmemiş. “Bizim Türk kadını zaten denizden uzak, denizle barışık değil. Avrupalılara bakın, denizde yaşayan o kadar insan var ki” diyor.
EN SEVDİĞİ ARKADAŞI BİR KEDİ Engin Gül, komşusunun kedisiyle birlikte... Gül kedinin, sahiplerinden çok kendisini sevdiğini söylüyor. Teknesine ne zaman bir misafir gelse, kedi hemen Gül’ün yanına geliyor.
Modellik bile yaptım Gül’ün Bodrum’da ilk geldiği yer Bitez koyu olmuş: “Bitez’e gelip ’Bakkal nerede, manav nerede’ diye soruyorsunuz. Orada bir yabancısınız. Bunu hazmedebilmelisiniz. Zaman içerisinde Bodrum’da çevrem oluştu. Şimdi bir yandan yelken hocalığı yapıyorum, bir yandan dağda yürüyüşlere katılıyorum. Eskiden Bodrum’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde modellik de yapıyordum. Böyle çok sayıda aktivite içinde olunca zamanla tanınmaya başlıyorsunuz. Şu anda çok göz önündeyim, gittikçe de tanınmaya başladım. Ama pek de mutlu değilim açıkçası. Çünkü ben daha sakin ve huzurlu bir hayat isterken, şimdi yolda yürürken yüzlerce kişi bana selam veriyor.” Gül, 5 senedir Bodrum Marina’da yaşıyor. Ama daha önceleri Orhaniye, Selimiye ve Marmaris’teki ıssız koylarda kışı geçiriyormuş. Engin Hoca’nın mutfak konusundaki hünerleri de denizciliğini hiç aratmıyor. Öğrencilerine kendi elleriyle hazırladığı turşuları, makarnaları ve brownie’leri ikram ediyor. Hamur tedarik ederek ekmeğini de teknede yapıyor. Gül, tekne alıp evlerini satarak sadece teknelerinde yaşamaya başlayan 10 kişi olduğunu söylüyor. Gül’ün öğrencilerinden birçoğu da evini satıp “teknede yaşam” hazırlığı içerisinde...
Evde yaşamaktan çok daha pratik Zeynep - Mehmet Şükrü Yılmaz:
Bir yelken yarışında tanışan Yılmaz çifti, 6 yıldır evli. Tekneleri tesadüfen yan yana gelmiş ve o gün bugün hiç ayrılmamışlar. Zeynep Yılmaz, “Mehmet Şükrü, zaten teknede yaşıyordu. Ben ona uyum sağladım. Doğal bir şekilde de o hayat devam etti” diyor. Yılmaz, teknede yaşamın sanıldığı gibi kadınların rahatsız olacağı bir yaşantı olmadığını vurguluyor: “Alışınca küçük bir evde yaşamaktan çok daha pratik. Çünkü her şey ona göre dizayn edilmiş. Denizde yaşamak kesinlikle çok keyifli. Teknede börek de yapılıyor, hamur da açılıyor. Gerektiğinde de balık tutup yiyorsunuz. Fırtınada bile yemek yapılabiliyor veya aç uyunabiliyor. Tekne yana yattığı zaman, içerisindeki fırın da, ocak da yana yatıyor. Teknede en tercih ettiğimiz yemek makarna. Özel günlerimizde ise, elektrikli mangalda et tercih ediyoruz.” Engin Hoca gibi yelken eğitimi veren Mehmet Şükrü Yılmaz ise, “En önemlisi özgürlük. Bir yere bağlı değilsiniz. Konforsuz olmasına rağmen, daha sakin bir yaşantınız var. Şehrin karmaşasında ve çalışma temposundan sıkılanlar bu hayatı tercih ediyor” diyor. Yılmaz, Kasım ayında eşiyle birlikte dünya turuna çıkmayı planladıklarını söylüyor: “1999 senesinden beri Bodrum’da teknede yaşıyoruz. Eskiden yılın 6 ayı teknede, 6 ayı da evde geçerdi. 2001’den beri ise sadece teknede yaşıyoruz. Eşimle Akdeniz ülkelerini, Yunanistan’ı, Hırvatistan’ı, İtalya’yı gezdik, şimdi de dünya turu planımız var. Teknede yaşarken çok fazla bir stresiniz olmuyor. En fazla denizle savaşıyorsunuz. Doğaya ve denize uydurmaya çalışıyorsunuz. Tabii ki galip gelme gibi bir amacınız yok. Amaç doğaya saygı duyarak denizle birlikte yaşamayı öğrenmek.”
Eşim sürekli beni fırçalıyor Engin Gül’ün öğrencisi Tunç Akman:
“Bodrum’da diş hekimliği yapıyorum. Bir ayağım mutlaka karada. Ama ben de Engin Hoca’dan esinlenerek denizde yaşamı tercih ettim. Şimdilik sadece haftanın bazı günleri denizdeyim. Emekli olunca, sürekli denizde yaşayacağım. 8 sene önce Bodrum’a gelmiştim. Ama yelkenle hiç ilgim yoktu. Sadece bir gün yetişkinlere yelken kursu açtıklarını öğrendim. Kursa katılınca da Engin Hoca’yla tanıştım. Engin Hoca artık benim de ‘denizci’ olduğumu söylüyor. En önemlisi denizi tanımak. Ben yarışlara da giriyorum. Yelken yarışı ekip işi. Uyum halinde olmalısınız. Yoksa, bazı yarışları birkaç saniye ile kaybediyorsunuz. Yarışın heyecanı bambaşka. 40 tekne aynı anda yan yana oluyorsunuz. Hem denizi, hem de onların yaptıklarını kontrol ediyorsunuz. Vaktimin çoğu teknede geçiyor. Bu yüzden eşimden zaman zaman fırça yediğim de oluyor. Teknede yaşam Türkiye’de artık hayat tarzı olmaya başladı. Teknede yaşayanlar, yazın da yelken eğitimi vererek, mavi tur yaparak geçimlerini kazanıyor.”
|