| |
Bilgi, zeka ve keyif |
Bu hafta ‘Ne okusak?’ diye düşünenler için birbirinden farklı üç seçenek var Okay G�nensin
|
Kürt sorunuyla ilgili farklı açılardan bilgi sahibi olabilir; usta korku romanı yazarının zekasına hayran kalabilir ya da bir anı-romanla keyiflenebilirsiniz.
Yabancıların önerileri
Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğunu 1960’lı yıllarda öğrendik. Sorunun ne olduğunu tam bilmesek de ekonomik eşitsizlik, geri kalmışlık, geri bıraktırılmışlık gibi kavramlarla ilerlemeye çalıştık. Şimdi “ne mozayiği ulan” diyenlerden fazla kalmadı, ama sorunun çözüm yolları hakkında çok fazla görüş ayrılığı var. Demokratik gelişme konusunda da belli bir fikir birliği oluşmuş olsa da bu gelişmelerin ülkeyi bölünmeye götüreceğine inananlar da var. Bizim Kürt sorununu açıkça konuşmamız epeyce zaman aldı. Bizi yakından izleyen yabancılar içinse aynı şey geçerli değil. Türkiye’de çalışan yabancı gazeteciler meseleye bizim takıntılarımızın dışında bakabildikleri için değişik fikirler üretebiliyorlar. Serdar Korucu, 12 farklı ülkeden 12 yabancı gazeteci ile Kürt sorununu konuşmuş ve görüşmelerini, “Kürt Sorunu” adıyla kitap haline getirmiş. Yabancı gazetecilerin söylediklerinin bazılarını tabii ki yaygın olarak biliniyor, ama yine de bu kitabı elden geçirmek, soruna değişik açılardan yaklaşmak açısından yararlı olabilir.
Cinayet kraliçesi
“Action”ın yerine büyük bir “zekâ oyunu”nu koyarak polisiye edebiyatı, “popüler” edebiyatın dışına başlı başına bir edebiyat dalına dönüştüren bir numaralı isim, kuşkusuz Agatha Christie’dir. Agatha Christie asil değildir ama “üst sınıftan” bir İngiliz’dir, alt sınıfların hayatlarını pek bilmez, zaten kişilerinin de çok azı alt sınıflardandır. Bu gelenek yakın zamanlara kadar beraberinde “polisiye edebiyat hangi sınıfa aittir” tartışmasını da getirmiş ayrıca çok sivri yorumlara yol açmıştı. Agatha Christie’nin hayatı, bir İngiliz’in durgun hayatına benzese de o, çok fırtına yaşamış ilginç bir kişidir. “Hayatım”da Agatha Christie bunu anlatıyor. Her kitabını bir başesere çeviren olağanüstü zekâsıyla kendi hayatını didik didik ediyor. Polisiye edebiyatın kraliçesinin hayatının ilginç bir yanı da yazarlığının geçtiği süreçlerdir. Agatha Christie ve polisiye edebiyatı sevenler “Hayatım”ı da çok sevecek, çünkü kraliçenin hayatı da kitaplarındaki gibi inceliklerle dolu ve zekâya hitap ediyor.
İstanbul’un giysileri
Gül İrepoğlu, anıyla romanı karıştırmış ve ortaya “Fiyonklu İstanbul Dürbünü” kitabı çıkmış. İyi ki de öyle olmuş, çünkü anılarla sınırlı tutmak ya da romanlaştırarak bozmak, kitapta anlatılan hayata biraz haksızlık olurdu. Çok eski denemeyecek yıllarda, hemen her evde dikiş makinesi bulunurdu, her anne bir terziydi, evindeki dikiş makinesinden olağanüstü giysiler çıkardı. Anneler bu hünerlerini kızlarına aktarırlar, makineler sürekli çalışırdı. Gül İrepoğlu’nda bir küçük kızın, sonra bir genç kızın bu giysilerle birlikte yaşadığı İstanbul var. Kitaptaki İstanbul tabii ki herkesin İstanbul’u değil, giysiler de öyle; ama İstanbul’u o yıllarda tanımış olanlar için yabancı da değil. İrepoğlu yakın geçmişteki bir hayattan, hayatlara “giysilerin penceresinden” bakarak “Fiyonklu İstanbul Dürbünü” ile keyifli bir anı-roman yaratmış.
|
23.05.2009
|
|
|
|
|
| |
Yazarın Eski Yazıları
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |